Yazılar

Stay in Touch With Us

Odio dignissim qui blandit praesent luptatum zzril delenit augue duis dolore.

Email
magazine@example.com

Phone
+32 458 623 874

Addresse
302 2nd St
Brooklyn, NY 11215, USA
40.674386 – 73.984783

  /  Maziden   /  “Katibim” Şarkısının İlginç Hikayesi

“Katibim” Şarkısının İlginç Hikayesi

İstanbul’la ve elbette Üsküdar’la özdeşleşmiş “Katibim” şarkısının oldukça ilginç ve güzel bir hikayesi bulunuyor. 

Üsküdar ile özdeşmiş olan; “Üsküdar” ,“Üsküdar’a Gider İken” ve “ Üsküdara gider iken aldı da bir yağmur” gibi isimlerle de bilinen unutulmaz İstanbul türküsünün ortaya çıkışı hakkında birden fazla görüş bulunuyor. Ancak aralarından bir tanesi en yaygın olarak bilinen hikayedir. Hikayeyi, Ali Çolak “Günlük Güneşlik Şarkılar” isimli deneme kitabında, Türk tarihçi ve yazar olan Reşat Ekrem Koçu şöyle açıklamıştır;

“Bu türkü, bir güzel kâtibi övmekten ziyade, genç ve güzel Kâtibi tenzil manası taşıyor. Ve bir kız tarafından söylenmiş olmaktan ziyade bir İstanbul külhanisinin karihasına yakışmıştır.”

Rahmetli Reşat Ekrem Bey’in anlattığına göre, bu türkü Kırım harbi sırasında, Abdülmecid devrinde çıkmış. Abdülmecid, II.Mahmut’un ‘Avrupalı kıyafet’ mecburiyetini bütün sivil memurlara tatbik etmiş. Fukara halkın çocukları, bilmecbure cübbe, şalvarı bırakıp setre ve pantolon giymişler. Halk bu vaziyeti pek hoş karşılamamış. Giyenler, sokağa çıplak çıktıkları zehabına kapılmışlar. Hele hele genç kâtipler, alay konusu olup bütün bütün dile düşmüşler.

İşin asıl fiyakalı tarafını şöyle anlatıyor Reşat Ekrem: “Kırım harbinde müttefiklerimiz olan İngilizler, Fransızlar ve Sardunyalıların orduları İstanbul’dan geçmişti. Selimiye kışlası da bu Avrupalı müttefiklerimizin emrine hastane olarak verilmişti. İngiliz ordusunda bir de İskoç alayı vardı: meşhur gaydaları ve pantolon yerine kısa etek giyen İskoçyalılar, İstanbulluların pek tuhafına gitmişti. Halk bu garip kıyafetli yabancılara, ”donsuz asker“ lâkabını takmıştı. İskoç alayı şarka hareket ederken, bir İskoçyalı bestekâr, bu alay için hususi bir marş bestelemişti. Bu marşın bestesi bizim Kâtibim türküsünün nağmeleridir. İşte, biraz dalgacı bir İstanbul külhanisi, yeni yetme kâtipler için şu meşhur Üsküdar türküsünü yazmış, ona beste olarak da donsuz askerlerin marşını alıvermiştir. Bu saatler Türkiye’ye evvela İskoçya’dan geldi. Fabrika, bu güzel marşı da saatin nağmeleri arasına yerleştirmişti. Kâtibim türkülü saat diye İstanbul halkından bu saatleri almayan kalmadı. ”

 

 

“Katibim” türküsü hangi millete ait?

Türkünün hikayesi bir yana asıl çeşitlilik bu türkünün hangi millete ait olduğu sorusunda başlıyor. Bu soru ve daha öncede merak konusu olmuş ve bizlere Bulgar yönetmen olan Adela Peeva tarafından bir belgesel olarak ulaşmıştır. Belgesel tam olarak şöyle başlar:
2000’li yılların başlarında İstanbul’daki bir restoranda biri Yunan, biri Makedon, biri Türk, biri Sırp ve biri Bulgar olan beş arkadaş oturmaktadır. Muhabbet sürerken bir anda restoranda canlı müzik yapan müzisyenin söylediği şarkıya her biri kendi dillerinde eşlik etmeye başlar.Sonrasında aralarında derin bir tartışma başlar. Hepsi de şarkının kendi ülkesine ait olduğunu iddia eder, hiçbiri de iddiasından geri adım atmayınca uzlaşamadan geceyi bitirirler.

Gecenin ardından masadaki Bulgar (Adela Peeva) şarkının izini sürmek için yollara düşer.Araştırmasına İstanbul’dan başlayan Peeva, müzisyen Muammer Ketencoğlu ve 60’larda şarkıdan esinlenerek çekilen Katibim filminin yönetmeni Ülkü Erakalın’la görüşür. Erakalın, şarkının Osmanlı zamanında yaşamış yakışıklı bir katibin hikayesini anlattığını belirtir. ( Şarkının ortaya çıkışı hakkında bir diğer hikaye) Peeva’nın ikinci adresi Midilli’dir. Orada köy kahvesinde görüştüğü yaşlılar ve tanıştığı mahalli müzisyen şarkınınMidilli’ye ait bir aşk şarkısı olduğunu anlatır. Başkalarının da bu şarkıyı sahilenmesini “Olsa olsa Türkler bizden çalmıştır” diye açıklarlar.

Sonrasında Arnavutluk’un Görice şehrine geçen Peeva’ya röportaj yaptığı insanlar şarkının Arnavut şarkısı olduğunu iddia eder. “Yunanların ya da Sırplar’ın olmasın?” diye sorduğundaysa “Hayır, zaten Sırplar böyle bir şarkı yapamaz, çünkü onların gelenekleri yok” cevabını alır. Saraybosna’ya geçtiğinde ise şarkının Yugoslavya’yı parçalanmaya götüren savaşta Boşnak milislerin dini bir içerikle söylediğini, halen Bosna’da cihadı çağrıştıran versiyonunun söylenegeldiğini öğrenir. Saraybosna’dan sonraki durağı Üsküp’tür. Ünlü Makedon besteci İliya Peyovski ona “Şarkının kökenini bilmiyorum ama Makedon şarkısı olduğuna eminim” der, ellerini dizlerine vurarak tempo tutar “Bu tastamam Makedon kültüründe olan bir ritim”.

 

 

Bir sonraki durağı Sırbistan’ın Vranje kasabasıdır. Burada da insanlar şarkının kendi kültürlerine ait olduğunu düşünmektedir. Konuştuğu Sırplar’a “Boşnaklar da bu versiyonla söylüyor, ne dersiniz?” diyerek Boşnak versiyonunu dinlettiğinde müthiş tepkiyle karşılaşır. Peeva son olarak kendi ülkesi Bulgaristan’da konuştuğu aşırı sağcılar ortalık yerde bu marşın bir Türk şarkısı olduğunu iddia edenin can güvenliğinin olamayacağını anlatır. Onlara göre Osmanlı’ya başkaldırdıkları Sliven kentine aittir ve ulusal bağımsızlıklarının bir simgesidir. Şarkının Balkan halklarını birbirine nasıl da yakınlaştırdığını göstermek için çıkılan yol aynı şarkı üzerinden halkların aslında birbirinden ne kadar uzaklaştığının, önyargıların, nefretin göstergesi haline gelmiştir adeta.

Bulgar belgeselci Adela Peeva bu yolculuğunu Whose Song Is This? isimli bir belgesel haline getirir. Peeva’nın belgeseldeki son sözleri şöyledir: “Şarkıyı araştırmaya başladığımda bunun bizi birleştireceğini ummuştum, nefretin bu kadar kolay parlayabileceğine asla inanmazdım” Peeva’nın dediklerine ek olarak; Tüm insanlığın ortak ürünü olan müzik, farklı kültürlerdeki farklı hikayeleri bizlere aynı melodi üzerinden sunmuştur. Şarkı yalnızca Balkan ülkelerinde değil aynı zamanda farklı ülkelerde de bestelenmiş ve tüm dünya toplumuna mâl olmuştur.

 

Haber: Beytullah Gümüş

 

 

Yorum Yap

You don't have permission to register